Kapitalizmin Zengin Köleleri’nin yükümlülükleri-1

Devrim niteliğinde olduğu söylenen yayın hakları ihalesinin ardından futbolun marka değeri çok konuşulmaya başlandı. Çeşitli öneriler getirildi. Yok maçlardan sonra futbolcuların ve teknik adamların konuşması zorunlaştırılsın Şampiyonlar ligi misali. Hatta Erman Toroğlu bile bu marka değeri arttırılırken futbolun çürük tarafı sayılıp kesildi.Bunlar olması ve tartışılması gereken durumlar tabiki. Endüstriyel futbolda ne kadar futbolcuların aldığı paralara büyük dense de en büyük payın televizyon gelirleri ve çarkları çevirenin televizyon izleyicisi olduğu bir kez daha anlaşıldı.
Bu durumlar tartışılırken niye hiç en önemli kısmın yani televizyon seyircisinin asıl izlemek istediği şey yani sahadaki futbolun seyir zevki açısından değerlerlendirilmiyor. Ziraat Türkiye Kupası maçlarından 2 büyük diye adlandırılan takımların maçlarını izledim. Bir yanda Galatasaray-Antalyaspor diğer yanda Bursaspor-Fenerbahçe. Şimdi izleyen diyebilir ki iki maçta büyük heyecana sahne oldu yok işte tam Galatasaray fark açıcaktı Necati maçı bambaşka bir hale getirdi Bursa 3 yaptı son dakikada fırsatçı Guiza yıktı Bursayı falan diye gider bu yorumlar. İki maç arasındaki hem çok farklı hem de aynı durumlar vardı. İki faktörden söz edeceğim.
1- Oyunu yavaşlatma
2- Hakemler
İstanbul’daki maçta sadece Antalya değil maç içinde skorun Galatasaray’ın işine gelen sürelere de bakın sürekli bir oyunu soğutma, yavaşlatma çabası.Bit tek heralde Premier League alışkanlığından olsa gerek Lucas Neill hızlı hızlı topu oyuna sokuyor diğerleri üzerlerinde ölü toprağı var misali sittin dakika taç atıo sittin dakika da korner kullanıyor. Ya bu mürsel mahallesiyle süphan ahmet mahallesi maçı değil ki arkadaşım. Hem futbolun marka değeri artsın deniyor en büyük gelirimiz bu deniyor futbolcular içinde öyle sonuçta kulübe gelen para da futbolculara gidiyor sonra da bu artan değerin tekerini çomak manyağı yapıyorlar. Top auta çıkıyor bekle ki Ömer alsın da bir sırtını esnetsin de ölme eşeğim ölme.
Diğer yanda da Bursaspor-Fenerbahçe maçı. 3-0 olmuş Bursa avantajlı skoru yakalamış ama taçlar hemen kullanılıyor faullerde bekleme yok. Hızlı oyunun sonucu seyir zevki yüksek malum futbolumuzun marka değerine yakışan bir futbol.
Hakemlerimize gelelim Galatasaray-Antalyaspor maçında bir ara oyun durdu Trt’de maç kamerasıyla yayına devam etti. Bakıyorsun sadece 3 futbolcu ortasahanın orda geziniyorlar. Allah Allah maç oynanıyor mu ? Noldu ? soruları akıllara geliyor çünkü 1 dk sürüyor bu hadise. Artık Trt’nin bile sabrı kalmıyor kameralarını oraya doğru çeviriyor. Bakıyoruz ki hakemimiz 2 futbolcuyu almış “noldu anlat bakiim emre?? Ya hocam bu bana vuruyo.. Olum necati niye vuruyosun .. Valla ben biye yapmadım hocam emre kendi takıldı düştü.. “ diye baya sohbet modunda. Sürekli duran oyunda cabası. Adnan Polat’ın kasaplar açıklamasından sonra mı oldu bunlar dedim ama aynı şeyleri Bursaspor-Fenerbahçe maçında da görünce aklıma ya Aziz-Adnan kardeşlerin işidir ya da hakemlerin kondisyonları yetersiz “baba bunlar yine atağa koşuyo, çalıyım düdüğü de yakalıyım şunları” diye durduruyor gibi geldi.
Anlayacağınız sorunum bu benim Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Final Rövanş maçlarıyla ve futbolun marka değeriyle ilgili. Nasıl bir işçi aldığını maaşı yükseltmek için daha fazla çalışıyorsa aynen futbolcular da bu endüstriye yatırılan paranın hem hakkını vermek hem de daha bu yatırımların miktarlarını daha yukarı çıkarmak için göze hoş gelen , insanları “öfff,pofff" ettirmeden izleyebilecekleri bir futbol oynamak zorundalar. Kapitalizmin Zengin Kölesi olmak böyle bişey..
0 Comments