16 Mart 2010 Salı

Hiddink İmzaladı Ama...

A Milli Takım'ımızın yeni teknik direktörü Guus Hiddink, sonunda sözleşmeye imza attı ve daha sonra kendisine sorulan sorular üzerine birçok tartışmaya sebep olan konulara açıklık (!) getirdi.
Hem iç hem de dış basında Türkiye ile anlaşmasına rağmen Hiddink'in, Dünya Kupası için Fildişi Sahilleri'nin başına geçeceği yazılmış, üstelik bunun kesinleşmiş olduğu söylenerek hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde haberlere konu olmuştu.
Bu durum, Dünya Kupası bittikten sonra Milli Takım'ın başına "nihayet" geçmesinin ardından 2012 Grup Elemeleri'ne 1 ay kadar süre kalacak olması, Hiddink'in takıma ne kadar kafa yoracağı, oyunculara ne kadar zaman ayırıp onlarla ne kadar çalışabileceği konularında soru işaretlerine ve endişelere sebebiyet vermişti.
Dün itibariyle, Hiddink'in Fildişi Sahilleri'nin başına geçmeyeceği kesinleşti ve o da bunu birinci ağızdan teyit etti. Fildişi'nden teklif aldığını, eski öğrencisi Drogba'nın takımın başına geçmesi için "lobi" yaptığını ve kendisinin de teklif üzerine fazlaca düşündüğünü de açık bir şekilde itiraf etti. 
Hollanda Devlet Televizyonu (NOS) dahil, birçok Hollanda basını, Hiddink'in Dünya Kupası'nda yeni takımıyla birlikte olacağını kesin bir dille belirtmiş, kendi basınımız da şaşkına dönmüş gibi, bu haberi bir doğruladı, bir yalanladı. Basınımızın bu süreçte halka doğru bilgiyi aktarma konusunda son derece başarısız olduğu da açık.
Hiddink, dün Federasyon Başkanı Özgener ile törenle imza atmasına rağmen, Rusya ile olan sözleşmesi hala daha sona ermedi ve ön plandaki meselenin, maddi problem olduğu, bunun hala daha çözülemediği gelen bilgiler arasında. Yani henüz resmi olarak Türkiye'nin başına geçmeyen Hiddink'in, Rusya'dan alacağını kurtarmak amacında olduğu, bu nedenle Rusya ile sözleşmesini feshetmediği dahi iddia edilmekte ki, bu şok edici iddia, deneyimli teknik adam hakkında giderilemeyecek ön yargılara sebep olacak türden. İnşallah, bu iddia, sansasyonel haber peşindeki basının her fırsatta başvurdukları ayak oyunlarından başka bir şey değildir ! Ancak Hiddink'in kendisi de henüz bu şüphelere açıklık getirmiş, zihinleri rahatlatmış değil. Onun bahsettiği nokta ise, Mayıs ayındaki hazırlık kampına katılması gerektiği ve "takım kadrosunu çabucak tanımak" istediğinden ibaret. Hiddink, yine kendi deyimiyle, "Dünya Kupası'nın bütün cazibesine rağmen, Türkiye'yi 2012 için tercih ettiği"ni söyledi. Ne kadar da inandırıcı ! Halihazırda bir turnuvada, üstelik 4. kez boy göstermek varken, neden coğrafi bakımdan daha düşük çaptaki bir turnuva için grup elemelerinde mücadele etmeyi tercih etsin ? Kendisi bunu "çok profesyonel olduğumuz ve futbola tutkuyla bağlı olduğumuz" gerekçesiyle açıklıyor.
NTVSpor'a canlı yayına katıldığı programda Rıdvan Dilmen tam yerinde bir soru sordu :
"Neden 4 yıl değil de, 2+2 yıllık bir anlaşma oldu ?" diye.
2012'yi düşünerek grup maçlarından itibaren Avrupa Şampiyonası süresince (tabi katılınabilirse) yerleşecek bir oyun felsefesi mi hedefleniyor, yoksa günü kurtarma amaçlı, Avrupa Şampiyonası'na gitmek veya gitmemek gibi kısa süreli bir amaç mı söz konusu ?
Sözleşme de 2+2 olunca, belli ki Avrupa Şampiyonası'na katılamazsak Hiddink, "benden bu kadar" diyecek. Aksini beklemek de pek gerçekçi olmaz zaten ! Yoksa Dünya Kupası'nı, 2012 için mücadele eden Türkiye uğruna reddettiğini söyleyen Hiddink, yine "çok profesyonel ve futbola tutkuyla bağlı" olduğumuz için sözleşmesindeki opsiyonu kendilğinden kullanmak mı isteyecek ?
Umarım, üzerine çok yazılıp çizilen, bu satırlarda da gereğinden fazla kurcalanmış olduğu söylenebilecek bu tartışmalar bir an önce sona erer ve Mayıs'ta taahhüt ettiği üzere takımın başına geçecek olan kariyeri belli yeni hocamız ile başarılı olarak, sonunda bir oyun felsefesi oturtur, gelecek için de istikrarlı bir ekip olur, ilk başta Avrupa Şampiyonası'na kalıp, eski başarılı günleri tekrar hatırlar ve bu sefer ve nihayet, başarıda devamlılık sağlarız !

Share this


0 Comments