10 Mart 2010 Çarşamba

Manchester'ın Beckham Tutkusu !


Şampiyonlar Ligi'nde yine müthiş bir geceye tanık olduk. Futbol açısından da futbolcu açısından da, taraftar açısından da ders niteliğinde bir örnek karşımıza çıktı. İlk maçı bir İtalyan deplasmanda attığı 3 golle "2-3" kazanarak büyük avantajı elinde bulunduran Manchester United, ortaya koyduğu futbolla da Avrupa'nın en büyüğünü belirleyen kupaya sahip olmada en büyük aday olduğunu gösterdi.

Milan, maçın başında birkaç pozisyona girmiş olsa da, oyuna hemen hakim olan United, emektar sağ bek'i Gary Neville'ın etkili bindirmeleri sayesinde yarattığı tehlikelerden birinde yaptığı güzel ortaya Rooney'in ustaca kafa vuruşuyla öne geçti ve tur için rahat skoru erkenden elde etti: 1.-0

Milan'ın bundan sonra tur için, yemeden 3 gol ihtiyacı vardı. Bu zorluğa rağmen Milan pes etmeyerek mücadelesini sürdürdü. İlk yarı boyunca pozisyonlara girerek Manchester kalesinde tehlike yaratmaya devam etti ancak sonuç vermeyen bu çırpınışlarla birlikte, ilk yarının bitiminin ardından ikinci yarının hemen başında takımın en formda isminin yeniden sahneye çıkmasıyla umutlar da yavaş yavaş tükenmeye başladı. Rooney : 2-0.

Bu sefer maçı uzatmaya götürmek için 3 gole ihtiyacı vardı Milan'ın ve iyice direnci düşen İtalyan ekibinin kupaya veda ettiği haberini Ji Sung Park verdi : 3-0.

Burada skorun yanında Machester'ın top kendisindeyken oyuncuların yaptığı yüksek orandaki isabetli pasların, yardımlaşmanın ve top rakipteyken yaptıkları bunaltıcı pres ve mücadelenin maçın bu noktaya gelmesinde büyük etken olduğunu vurgulamakta yarar var.

Maçın geri kalanı, çeyrek finale çıkacak takımın artık belli olmasının da etkisiyle futbolun çok daha ötesine geçti. Çünkü, yıllarca başarısı için mücadele ettiği, birçok başarısında da azımsanmayacak katkısının bulunduğu, eski takımıyla eşleşince "gol atarsam sevinemem" diyen David Beckham oyuna giriyor ve stadyumu dolduran onbinler tarafından ayakta alkışlanıyordu. Tribünlerdeki "Evine hoş geldin Beckham" pankartları örnek bir vefayı gösteriyordu ki, bu ülkemizde zor göreceğimiz, belki de hiç rastlamayacağımız bir durum. Profesyonellik gereği eski takımına karşı yeni forması ile mücadele eden futbolcuların ıslıklandığı, küfre maruz kaldığı ve acımasızca lanetlendiğine fazlasıyla tanık olmuştuk. Denilebilir ki, "Beckham farklı bir lige gitti ve yıllar sonra mecburen eski takımına karşı forma giyiyor". Buna rağmen, profesyonel futbol yaşamını sürdüren bir futbolcunun bunu sürdürmesi açısından alacağı veya almak durumunda kalacağı kararların sorgulanması ve eleştirilmesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Futbolcunun bu gerekçeye sığınarak yapacağı profesyonellik dışı hareketler dışında tabi ki... Çünkü bununla da fazlasıyla karşılaştık...

Vefakar taraftarı tarafından onurlandırılan Beckham, ceza sahası dışında gelişine çok sert bir vole vurduğu ancak Van Der Sar'ın çıkardığı topta tribünlerden öyle bir alkış koptu ki, Beckham golü bulsa, belki de taraftarlar sanki kendi takımları atmışçasına çığlıklar atarak yerlerinden havalara fırlayacaklardı. Bu durum bize, futbolun bir skor oyunu olmasının aksine, oyunun insani boyutunu ve yüreklerden gelen sevgiyi yansıtıyor. Bu olgunluğa gelmenin uzun süren özverili bir süreci gerektirdiği apaçık ortada.

   Maça dönersek, oyunun sonlarına doğru Fletcher'ın golüyle farklı bir skor elde eden Manchester, Arsenal'in Porto'u 5-0'la geçmesinin ardından İngiliz takımlarının kupada iddialı olacaklarını gösterdi : 4-0. Günün diğer maçında ise ilk maçta 1-0 yenilen Real Madrid, rövanşta evinde 1-1 berabere kaldığı Lyon'a elendi. Böylece kupanın en büyük adaylarından Real Madrid, uzun süredir şansının tutmadığı Fransız ekibine boyun eğerek taraftarını yeniden hayal kırıklığına uğratırken, zorlu rakiplerini ise sevindirdi...!

Share this


0 Comments