Trabzon'dan Çiktum Yola

Ben Trabzon’un şirin bir ilçesi olan Araklı’da doğdum. Trabzon’un en ücra köşelerinde dahi olduğu gibi benim doğduğum topraklarda da futbol eş, iş ve aşktan önce geliyordu. Trabzonspor’un son şampiyonluğunun üzerinden iki yıl geçmişti ben doğduğumda. Ailem hala köyden şehre inmemişlerdi. Annemin söylediğine göre o zaman köyler kalabalıkmış; şimdi olduğu gibi tenha ve sahipsiz değillermiş. Haliyle her türlü imkânsızlığın içinde ninemin kollarında doğmuşum. Babama erkek müjdesi verildiğinde “Tuncay” diye bağırmış. O zamanların efsane forveti, Trabzon’un göz bebeği Tuncay.
Sadece adımı almadım Trabzonspor’dan. Doğar doğmaz yaptığım ilk şey derin bir nefes çekmekti Trabzon havasından ve hemen ilk gözyaşlarımı döktüm Trabzon toprağına. Ayaklarım ilk kez memleket toprağına değdi, ilk adım, ilk koşuş ve topa ilk vuruş hep o topraklardaydı. Sonra köyden Araklı merkeze taşındık. Sahile sıfırdı o zaman evimiz; hatta deniz evin içine girmesin diye taş döktürmüştü ev sahibi, kamyon kamyon. Ama Karadeniz dinler miydi, az su basmamıştı alt daireyi. Denizin alt daireyi sırılsıklam ettiği günlerde dahi ben hep mahallenin ovasını düşünürdüm. İçimden hep dua ederdim ova su altında kalmasın diye. Ve hep hayalini kurardım güneş açtığında bir yerden top bulup çimende koşturmanın. Kışlar bol yağmurlu geçerdi hep, yazın da köye göçerdik, çay toplamaya. Bu yüzden ben en çok baharları severdim, köye çıkmadan önceki ilkbaharı ve köyden geldikten sonraki sonbaharı. Öyle ki çimende yalınayak koşturmaktan ayaklarımın altı yemyeşil olurdu da ablam almazdı beni eve, yıkan gel derdi. Bir elime soğan çuvalını, diğerine de beyaz sabunu verir ne halin varsa gör diye azarlardı. Lastiklerimi giydiğim gibi dere kenarına koşar, ayaklarımı altlarındaki deri aşınana kadar ovalar yine de çimen lekesini geçiremezdim. Ağlamaklı gözlerle ablamın karşısına dikilir, çıkmıyor derdim. Ablam yine eve almazdı beni, ta ki ağabeyim ‘bırak girsin, soğan çuvalıyla çıkmayan halıya bulaşmaz’ diyene kadar. Dünyalar bana verilirdi işte o an.
O zamanlar çocuklar hep aynı yerde buluşurdu: ovada. Bisikleti olan, yeni elbise alan, evden kaçan, okuldan tüyen herkesin ortak mekânıydı ova. Acıkınca, ellerde evden aşırılmış ekmeklerle çocuklar belirirdi, annelerinin ‘oğlum otur da yemeğini ye’ ihtarına uymayan. Ve kuru ekmek içinde zeytinin tadı bir başka güzeldi o zamanlar. Bir de yemekten sonra düğümlenen boğazımızı açacak suyu bulduk mu o günü kurtardık demekti. Akşam geç vakitlere kadar top oynardık ve ne zaman ki topu göremeyecek ana gelirdik anca o zaman bırakırdık. O yüzden ben top almaya gidince hep beyaz top seçerdim, loş karanlıkta iyi görünsün diye. O yıllarım hep sahaya elektrik lambası çekip aydınlatmanın hayaliyle geçmişti ama ne kablo almaya paramız yeterdi; ne de lamba. Anlayacağınız çocuktuk, çocukça hayaller besliyorduk en büyük aşkımıza.
Lafı açılmışken çocukluk aşklarımız da olurdu elbet. Onlar ip atlarken biz top oynardık hep. Bazen canları sıkılınca bizi izlerlerdi ve bir anda defansı da kalecisi de forvet oynamaya başlardı, gol atıp da ilgi çekmek için. Golü atan kızlara bakar tebessüm ederdi, o kadar işte. Ama biz hiçbir zaman futbolu bırakıp da kızların oyunlarına karışmadık. Bu yüzdendir belki de eşlerimizi hala futboldan sonra görmekteyiz.
Mahalleden ziyade bir de okul vardı her dakika futbolun konuşulduğu. Bir Trabzonlunun en sevdiği ders, hatta tek sevdiği ders kesinlikle beden eğitimidir. Takımları kurup o zamanlar bize devasa gelen okul bahçesinde çarpık bacaklarla asist yapıp gol atmak, Nou Camp’ta maça çıkmaktan daha zevkliydi belki de. Hele hele takımları kurarken adım atıp önce seçim hakkına sahip olmak için neler yapmazdık ki. En iyi oynayanı almak için hep küçük adımlar atardık ve her adım merasiminin ardından tartışma olurdu. Birbirimize bağıra bağıra dikerdik topu santraya ve kıran kırana geçerdi maçlar. Ne zaman ki zil çalardı, yıkılırdık. Sonraki haftayı düşleye düşleye bir haftayı kapatırdık.
Ben okulda kafası çalışan tayfadaydım. O yüzden mi bilinmez güzel top oynayamazdım. Herkese kopya verebilirdim, maçta en çok bana pas atmaları kaydıyla. Gel zaman git zaman ilgi alanlarımız değişmeye başlamıştı. Ortaokul ve lisede ben artık okumaya yöneldim. Okulla top bir arada gitmiyordu ve ‘top uşağumun aklını kariştiriy’ diyordu babam. Adımı Tuncay diye koyan adam, okuyup da büyük adam olmamı istiyordu. Haklı tabi futbola pek yetenekli sayılmazdım bir Trabzonlu nazarında ve kafam feci basıyordu okul derslerine. Leb demeden ben yazılılardan hep 90 üstü alıyordum. Hiç unutmam lise sondayım. Beden hocası okul takımının seçmeleri var dedi ama hemen sonra kendi seçtiği 25-30 kişiyi çağırdı. Sindirir mi deli yürek, hemen itiraz ettim ben de geleceğim diye. Hoca bir bana bir yere baktı, ‘ oğlum git işine, senle mi uğraşacağım’ dedi. İnadım inat, geleceğim dedim. İnadımı bildiği için ‘ne halin varsa gör dedi’. Velhasıl günü gelince arkadaşımın ağabeyinin ıskartaya çıkardığı toprak saha kramponlarını giyer giymez koştum idman sahasına. Ortada sıçan oynattı hoca bizi ve yarım saat boyunca topa değemedim. Sonrasında pes ettim tabii ki de. Benden iyi amigo olur dedim ve ilk maça okulun yarısını organize şekilde kaçırdım. Korkuluklardan atlarken okul müdürü üçüncü kattaki penceresinden ‘oğlum etme kaçırma uşakları, ben sizi final maçına götüreceğim’ diye bağırsa da benim cevabım netti: ‘hocam bu takım finali göremez, bırak gittikleri yere kadar gidelim, sonra mecbur okul bizim evimiz, yaşasın okulumuz’. Müdürün yüzünde oluşan gülsem mi somurtsam mı ifadesini unutamam. Üç minibüse doluşup Sürmene’den çıktık yola rotamız Trabzon Havaalanı. Ellerde okul bandosundan aşırdığımız davullar başladık tezahürata. O zaman beden hocamız olan Yaşar Hoca aynı zamanda müdür yardımcısıydı ve devamsızlıklarla bizzat ilgileniyordu. Bu yüzden en çok ‘ taraftarız biz çekeriz cefa, Yaşar Hoca bizi yok yazma’ diye bağırdık. Hoca da bakıp gülüyordu ağlanacak halimize. Sonunda yenildik, elendik, okula döndük vesaire ama her şeyi yeri ve zamanında yapıp tadında bırakmayı becerdik.
Sonra ne mi oldu? Bendeniz çok yüksek bir puan ve mükemmel bir dereceyle İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım. Şimdi avukatım. Ama aklım fikrim hala Trabzonspor’da ve fırsat buldukça anılarımı paylaşacağım sizinle!
Tuncay TAŞKIN
0 Comments