16 Kasım 2010 Salı

Menajerlik ve Futbol

                     

Futbolu iyi kötü biliyoruz. Oynamışlığımız da var. Bu ülkede belirli kesimlerin dışında yetişen ülkenin genel kültürünü alan her çocuk hiç sevmese, zevk almasa bile futbol oynamıştır. Kızlar çok sevmeyip uzak dursalar bile eskisi gibi değil, bayan futbol okuları ve takımları ile imkansız değil artık onlar içinde yarışmacı olarak futbol oynamak.

Futbolu, endüstrisini, dinakiklerini teker teker incelememiz gerekmektedir. Bir futbolcunun performansı, tribünündeki taraftarın davranışı, sponsorların tavan ya da taban yapmasından tutun da yönetici, teknik kadro, medya mensubu çok geniş bir kitle oynuyor bu oyunu, menajeri de içine dahil. Kapıdaki simitçisi (gevrek, İzmir'liler için açıklamalarımı maruz görün) başlıyor, forma atkı satan işportacısı birden o takımın taraftarı oluveriyor. Kitleler yanlarında birilerini sürüklüyor elbette ama kapısından başlıyor profesyonellik. Teknik kadrosunda tutmadığı takımı, taraftarı olmadığı takımı çalıştıran ama bu oyunu oynamaya başlamış teknik adamlarından tutun da, transfer yaparak kendilerini en iyi ifade ve ispate yöneldiğini düşünen yöneticisinden getirdiği futbolcularına kadar.

Düşünebiliyor musunuz, transfer oldunuz, geldiniz, onbinlerce taraftar sizin değil ama üzerinizdeki formanın tarafında duruyor. Koşmanızı, mücadele etmenizi, faydalı olmanızı, kendinizi ispat etmenizi sabırsızlıkla bekliyor. Onlarda bu oyunun bir parçası.

Hep burda hata yapmadık mı? Seyirciyle, medyayla, yöneticisiyle bu oyunu ayrı tutmadık mı topun peşinden koşanlar ile? Bu oyunun maalesef ki oynanan malzemesi, insan. Bu oyun futbol topu ile oynanmamakta. Sonucu, sebebi, mantığı, taktiği, ne olursa olsun oynanan tek şey var o da insan. İnsanla oynanır bu oyun, insan oynar diyerek kendimizi sokak oyunları ile kıyaslayarak kandırmayalım. Diğer objesi de paradır, parası olmayanın transfer yapamadığı gibi, parası yapamayanın evinde ya da tribünlerde izleyemediği bir oyundur bu oyun.

Ülkemizde endüstriyelleşen futbolun sancılarına göz atalım biraz. Şirketleşme, markalar, milyon dolarlar, gelenler, gidenler, menajerler, firmalar, alımlar, satımlar, soponsorlar, borsa, hisseler... Dünya bu tarz kavramlarla temellendiriyor endüstriyelleşmeyi. Tabi henüz sanayi devrimini yaşayamamış, sanayileşememiş bir ülkenin birden bire dünyanın gerisinde kalmadan hayal ettiği yerlere ulaşamayacağını anlaması gerek. Tıpkı çocukluğumda tek hayalim olan futbolcu olmak için senelerce Bucaspor alt yapısında para ödeyerek futbol okullarında ve sonrasında lisanslı olarak müsabakalarında görev alıp birgün profesyonel olacağıma inanarak harcadığım ve harcandığım yıllar geldi aklıma. Bu duygusal noktalara daha sonra bakacağız.
 
Evet nasıl oluyor, İngiltereyi örnek alıyor çoğu kulüp. Türkiye gerçeklerini gören yok. Barcelona neden Barcelona, Katalan dünyası, yapısı ve kültürü, sokakları, doğası, genleri, hırsı, istekleri, biz Türkler'e benzeyişleri, biz Türkler'e hiç benzemeyişleri ile dengelenmiyor. Orda oluşturulan arenalar ve yaratılan olguların halk tarafından oluşturulduğu algılanamıyor. Bir stadyum değildir o liderlik ruhu, insanlarla doldurulması da değildir. Günümüzde Fenerbahçe stadyumunun yapılması bir milat olarak algılandı futbolun ülkemiz gerçeklerinde. Tesis yatırımları yaptı. Parası olmayanın izleyemeyeceği bir yapı kurdu endüstriyel futbol. Parası olmayan ve emek veremeyenler ve içlerine sinmeyenler izlemedi. Parası olmayıp izleyebilen, binlerce kombine alabilenlere ne demeli?

Duyabiliyorum,
Aaaa evet tabi, var her takımda öyle kitleler. Diyenleriniz çoğunluktadır eminim.
Peki ödeme yapmadan reklam alıp verebilenlere, futolcularının paralarını ödeyemeden oynatanlara, naklen yayın ihalesini alabilenlere ne demeli. Ülkemize gelince sistem biraz farklı işliyor. Bu sistem Daum, Aragones, Del Bosque ve Guiza tarzı örenklerde olduğu gibi sözleşmelerde farklı derinliklere ulaştırılabiliyor. Hizmetçiden, sütçüye kadar, klozetlerden birçok detaya kadar madde işleniyor.

Ülkemde yetenekle futbolcu olunmadığını, disiplin, efendilik, ve fair play ile profesyonel olunmadığnı çok erken yaşlarda öğrendim. Kapıları açan çok değişik anahtarlar mevcuttu. Başarıya oynanan oyunun geneline hakim olmak götürüyordu. Gözle görünmeyen dengeleri ve de kuralları vardı. Bir aşk, sevda, tutku, renk değildi. Bu oyunun hurrra denildiğinde saldırılması için kışkırtılan tabakasına özgüydü.

Schuster hizmetçilerden 2 otomobile varacak detaylarda bir sözleşme imzalamış. Bir alman ve Real Madrid'te görev almış. Bülent Uygun'a, menajerken, teknik direktörlük neden olmasın hocam demişler, bu fikri aşılamışlar ve "aaa, evet ya" diyerek bir adım atmış bu dünyaya. Allanmış, pullanmış, tüm iş yardımcılığını yaptığı isimler ve yardımcılarına düşmüştür. Bucaspor'da da olduğu gibi takım kadrosunu dahi kendisi kurmamıştır. Yanlış antrenman temposu ile geçtiğimiz sezon Sivaspor'u 8 sakat ile lige sokarken, bu sezon da sakat ve yaşlı transferler ve yanlış antrenman temposundan ötürü sakatlanan futbolcularını gözden kaçırmamamız gerekmektedir.

En pis işleri en alt tabaka yapar. En güzel yerde maçı en kalifiye ve burnu havada kitller localarda, şeref tribünlerinde izlerken, kela arkalarında, kenarlarda köşelerde birileri de tezahürat yapacaktır. Kültürümüzde olan göz hakkı misali, bu kitlenin yağmur, çamur, iç saha dış saha müsabakalarında gösterdikleri performanstan ötürü kendilerine de birtakım haklar tanınır. Her yerde olmasa da bu böyle gelişir ülkemizde.

Menajerler bu oyunun neresinde oynamaktalar. Futbolcu alımı satımı, herkesin takımında bir Messi görebilmek hayali, kısıtlı imkanlar ve doğan görünümlü şahiler misali, Pele ismindeki Eskişehirspor transferinden tutun da, her takımda bir Keita olmaya başlamasından tutun da, benzlerlikler ile yaratıcı zekalarını kullanmaktalar menajerler. Elbette bu süreç içerisinde alt yapısı ile gelecekte ülke futbolunda ve ekolünde söz sahibi olacak yatırımlara imza atmış 3-5 ekibin yapılanmalarından birisini de Bucaspor Futbol Akademisi yapmış ve ülke menajerleri tarafından menajerliklerinin alınması , ya da dağıtılması , ligden düşürülmeleri yok edilmeleri gereken ciddi tehditlerdir. Bucaspor Futbol Akademisinde mücadele eden hiçbir futbolcu menajer ile çalışamaz. Çünkü bu akamedi bir sosyal projedir ve başkanı buna izin vermez. Menajerlere para kazandırmadan İstanbul takımlarına transfer edilecek futbolcular pazarı. Bir menajerin hiç istemediği bir örnektir.

Zengin ve fakir tabakalar gibi, banka ligi olan 1. lig oyuncuları bir üst lige kolay kolay atlayamaz ve sınıf yükselemezler. Önlerinde pazarlık yapmaları gereken bir menajer dünyası mevcuttur. Emsallerinden süper ligde çok daha iyi ve kıyaslandıklarında yarım sezon primlerine koskoca sezon futbol oynayan bir lig ve de oyuncuları vardır.

Bülent Uygun ilk etapta takımda alt ligden gelen tüm oyuncuları bitirme operasyonuna başlayarak kollarını sıvadı. Son aşamasında kulüpte kalan sakatlıklarıyla 4 oyuncu sakat olmadan da 4 toplam 8 oyuncu mevcuttu. Mecburiyetinden dolayı tek oyuncu ile sol kanatta Erkan ile sezona başladı. Onun da yerine transfer istedi ısrarla. Başaramadı. Amacı alt ligden hiç bir oyuncuyu bu ligde var etmemekti. Yükselmeyi düşünen hiçbir takıma alt ligden yükselerek kadrosunu bozmadan emsal yaratmamak, menajerlerin balonunu patlatmamaktır.

Midemizi bulandıran asıl şey nedir? Ülke futbolunda kulağımıza gelen dedikodulardan bazıları. Bu yalan ve yanlış olabilir, fakat asla olmadığı ve olasılık dışı olarak görülmesi söz konusu olmamalı düşüncelerimizde. Bir teknik adam transfer yapıyor, futbolcuyu getiriyor, ilk 11 oynayacağı garantisi veriyor, ya da kadroya alınacağının garantisini veriyor, ya da bir alt ligden duaları minnetleri ile üst lige yükseltip oyuncusunu komisyonunda anlaşıyor, fiyatı yönetime 1 lira söyleniyor, ve 250 lirasını hoca tek tek futbolcudan oynatma garantisi altında topluyor. Futbolcu menajerine de ekstra olarak komisyonun ödüyor. Kimi yöneticiler bu durumdan haberdar olup kendileri de sözleşmeleri doldurarak 1.5 lira yazıp futbolcuya sen karışma al paranı bak rahatına diyerek suya sabuna dokunmadan anlaşıp yeni transferlere yelken açıyorlar.

Ülkede hiç olmadığı kadar futbol gelirleri yükseldi, ne oldu da birden bire kulüplerin bu yükselen gelirlerle şaha kalkması gerekirken borçları da iyiden iyiye artmaya başladı. İlhan Cavcav kadar zeki değil mi İstanbul kulüpleri başkanları?

Anlayacağınız bu oyunun futbol topundan başka, ofsaytından, penaltısından, faulünden, çift vuruşundan, köşe atışından, sarı kartından, kırmızı kartından, sahanın ebatından, kale direkleri ve çizgilerin eşitliğinden, futbol topunun ağırlığından, futbol kurlalarından çok daha değişik kuralları ve bütünlüğü var.

Bir menajer şirketiniz olduğunu düşünün, aynı zamanda teknik direktörlük yaptığınızı da. Mehmet Yıldız için neden "O'nu alan şampiyon olur" dedi Bülent Uygun? Hemen hemen her takımda kendi şirketi ile ulaşabileceği bir ağ oluşturmuş. 2-3 futbolcusu birçok Anadolu kulübünde var. Aracılık edilerek getirdiği birçok yabancı transferi de var. 3 tane maçın sonucu etkilemeleri bu lig ve pazarda istedileri takımı şampiyon, istediklerini de alt lige yollayabileceklerinin açık göstergesidir. Alınan verilen komisyonlar işin epsrisidir. Resim böyle bakıldığında daha büyük bir tehlike içermektedir.

Peki ülkemizdeki ciddiyetsizce işleyen bu çarklarda, kulüplerin nasıl kendilerini koruyabileceğini düşünebilirsiniz. Gaziantepspor başkanının yanılmıyorsam kardeşinin menajerlik şirketi var. Kulüplerin bu sisteme el atması daha büyük bir tehlike değil midir?

Ücretler hanesine istenilen rakam yazılan günümüz kölelerinden birisidir futbolcularımız.

Share this


1 Comment
avatar

Bir de boş mukaveleye imza atma durumu var...

boş mukaveleye imza atılınca sanılıyor ki futbolcu yöneticilerine güveniyor, o camiann evladı...

yalan bunlar, boş mukavele yöneticilerin menejerlern kulüp uzerinden ceplerini doldurmak üzerine uydurulmuş bir tanım ama kimse farkında değil.

Reply