12 Ocak 2011 Çarşamba

Buram Buram Şiddet


Bazen televizyonlarımızda Futbol Nostalji, Futbol Arşiv.. vs. şeklinde programlar adı altında Türkiye 1. Futbol Ligi'nin geçmiş sezonlarından kalma ve genellikle 80'lerin sonundan günümüze devam eden maç özetleri gösterilir... Ki bu özetler genellikle o yıllardaki arşive sahip olan TRT ekranlarında yayınlanır. O görüntülerde toplumumuzda futbol dahil birçok şeyin son 30 yıldaki değişimini çok rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

Mesela 80'lerin sonundaki maç özetlerinde, o zamanlar genç bir spor muhabiri olan Ercan Taner'in mikrofonunu eline alıp, hemen arkasında bitiveren kameramanıyla beraber, hemen hemen her pozisyonda oyunun durmasını fırsat bilip sahaya girerek yaptığı maç içi röportajlardaki sadeliği ya da maçın bitiş düdüğüyle 90 dakikanın en tartışmalı pozisyonunun aktörü olan iki futbolcuyla aynı anda yaptığı röportajlardaki mütevaziliği görebilirsiniz. Tribünlere baktığınızda ise şimdi hayal bile edemeyeceğiniz şeyi, iki takım taraftarının yan yana maç izlediğini, küfürsüz ama inceden karşı tarafa tabiri caizse "çakan" tezahürat ve pankartlar görürsünüz.

Maç özetleri günümüze doğru sıralı bir şekilde ilerlerken artık ne muhabirleri sahada, ne iki rakip futbolcuyu bir arada maç sonu röportaj verirken, ne de tribünleri bir arada görememeye başlarsınız. Mütevazilik, saygı ve sadelik gibi kavramlar yerini şöhret, hırs ve öfkeye bırakır. Eskiden halka açık olan antreman sahaları yerini kale gibi duvarlarla çevrili bir karargaha, sonuç ne olursa olsun bunun bir oyun olduğunu bilen ve rakibe saygıyı her zaman üstte tutan tribünler ise vandallığın hüküm sürdüğü birer suç yuvası haline gelmeye başlamıştır zamanla... Futbolcular ise taraftarlarla iç içe olmaktan çok zamanla futbol seyircisiyle aralarına kalın çizgiler çekmişlerdir günden güne…

Futbol bir bakıma toplumun aynası olarak görülür her daim. "Futbol asla sadece futbol değildir" gibi cümleler boşuna klişe olmamıştır aslında. Evet, futbol toplumun bir aynasıdır ve son yıllarda futboldaki bozulma ve değişim, toplumsal hayatımızdaki yozlaşmanın sahalara yansımasından başka bir şey değildir.

"Nerede o eski aşklar?", "Nerede o eski İstanbul beyefendileri?" gibi eskiye özlem duyan soru cümlelerini kullanmayanlarımız kaldı mı artık bilmiyorum ama eskinin havasını solumuş, tadını tatmış insanların bunu sık sık sorduklarına eminim. Aslında eski aşklar, beyefendiler gibi eski spor ruhunu da kaybettik biz. Zamanında sporda şiddet anormal bir şey olup haber niteliği taşırken, şimdilerde yapılması normal olan fair play örnekleri büyük haber niteliği kazanır, günlerce konuşulur ve fair play ödülleri için aday bile bulunamaz oldu. Eskiden milli maç zaferlerini milletçe, takımının galibiyetini rakibe saygı göstererek kutlamayı başarabilen ve farklı renge gönül verse bile en tartışmalı pozisyonda bile dürüst olabilen bir jenerasyonun, şimdiki futbol maçlarını izlerken neler hissediyor olduklarını düşünemiyorum bile.

Sadece stadyumlarımız değil erozyona uğrayan. Aslında en büyük erozyona uğrayan bizleriz. Buna en yakın örnek, gelişmiş tüm toplumlar zengini-fakiri, kadını-erkeği, genci-yaşlısı bir arada yılbaşlarını sembolleşen meydanlarda kutlarken, biz her yılbaşı meydanlardan kaçar olduk. Niye, çünkü korkar olduk, başımıza bir şey gelir diye. Çünkü biliyoruz ki artık sokaklarda eski İstanbul beyefendileri yok. Yanında sevgilinle, çocuğunla yürürken başına bir şey gelmeyeceğinin garantisi yok. 10 kişi üzerine yürüyüp yanında çocuğun veya karın varken seni bıçaklayabiliyor, nedenini kimsenin bilmeyeceği bir sebep yüzünden. Kadınlar açısından taciz olaylarına hiç girmiyorum bile. Ya da yine olayın futbol yönünü ele alırsak, bir metrobüs durağında sırf farklı renkte forma giydi diye 14 yaşındaki bir çocuk karşı yakanın 50 kişilik taraftar grubu tarafından dayak yiyebiliyor... Stad kapısında farklı takımın formasıyla kendi tribününe doğru ilerleyebilen birisi taşlı sopalı saldırıya uğrayabiliyor. Hadi bunları geçtim sahada maç yapan çocuk yaştaki sporcularımız bile koca koca adamlardan dayak yiyor.

Şimdi yukarıda alt alta sıraladığım olayları ele alıyorum. Bunların ne takımla, ne insanlıkla, ne kinle, ne bir anlık sinirle alakası olabilir. Bunların nedeni çok basit ve tek. O neden toplum değerlerimizi yitirmemiz. Dünyanın her yerinde böyle ama diyenleriniz çıkabilir, ama ben yaşadığım yerden sorumluyum...

Eğer bir yerde silahsız birine karşı kavgada silah çekebilen, savunmasız haldeki birine yanındaki adamlarla beraber taaruza geçen insanlar olabiliyorsa ve bunları da daha sonra başkalarına övünerek anlatıyor ve bu yaptıkları yüzünden birtakım insanlar tarafından saygı görüyorsa, burada artık olayın ne yasayla ne alınacak önlemlerle ne de başka bir şeyle alakası vardır. Burada sorun, temelinden çatlayan değerlerimizdir. Az çok sporla ilgilenen herkes çok iyi biliyor ki bu ülkede uyguladığı şiddet sayesinde ün yapan ve kendi taraftar grubu başta olmak üzere kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleriyle “onu kesti, bunu biçti” diye saygı gören tribün liderleri ve ona saygı gösteren insanlar, yöneticiler ve kulüp başkanları var. Eğer ortaya bir sporda şiddet yasası koyacaksak, önce bunları tartışmalı, biz nelerimizi kaybetmiş, yerine neleri koymuşuz bunları görmeliyiz ki yepyeni bir futbol seyircisi yaratabilelim.

Share this


0 Comments