Arka Bahçenin Bilginleri!
Braveheart filminde İskoçya'nın İngiltere'ye karşı verdiği bağımsızlık savaşı, Trainspotting filminde ise, İskoçya'nın İngiltere'nin arka bahçesi olduğu vurgulanmıştı... Tıpkı Galler gibi, İskoçya da geride kalan yıllarda ekonomik, siyasi, sosyal ve sportif alanlarda İngiltere'nin gölgesinde kalan bir ülke oldu hep..
Evet, belki kulüpler ve milli takım bazında İngiltere'ye nazaran başarısızlar, fakat yaptıkları yatırım da İngilizler kadar yüklü olmadığı için, bu sonuç normal karşılanabilir. Peki o halde İngiliz futbolunun kaderini nasıl çiziyor diyecek olursanız, 20 takımlı Premier Lig'in, 6 tanesinin benchinde İskoç futbol adamları bulunuyor. Bu ligdeki İngiliz menajer sayısı ise 5!
6 İskoç ve 5 İngilizin yanı sıra, bu ligde iki İtalyan, iki Fransız, iki Galli, bir İrlandalı, bir İspanyol ve bir de İsrailli menajer mevcut. Fakat ilgi çekici olan sadece İskoç menajerlerin çokluğu değil. Kalite ve istikrar olarak da İngiliz teknik adamlar, İskoç'ların yanında halt etmiş gibi gözüküyor!
Sir Alex Ferguson'ın United'ın başında geçirdiği yıllardan ve başarılarından milyonuncu kez bahsetmeye gerek olmasa da, 1999 yılında İngiltere kraliyet ailesinden aldığı "Sir" ünvanı sıra dışı bir olay; zira Manchester United o sezon 3 büyük kupayı da müzesine götürürken, Alex Ferguson'da İngiltere sınırları dışarısından bu unvana layık görülen ilk futbol adamı oldu. 1986 yılından beri Manchester United'ı çalıştıran ve hem yarışmacı, hem de yetiştirici bir teknik adam olarak bilinen Sir Alex Ferguson'ın dünya futbol piyasasına kazandırdığı yıldız oyuncular ve Manchester şehrine yaşattığı zaferler bir yana dursun, aynı topraklardan yetişen bir de David Moyes gibi bir gerçek var..
Moyes de tıpkı Ferguson gibi, uzun vadeli planların hocası olarak bilinen bir İskoç teknik adam. 2002 yılından beri Everton'ı çalıştıran Moyes, Manchester United, Arsenal, Chelsea ve hatta ezeli rakip Liverool'un sahip olduğu transfer bütçelerini sadece rüyalarında görebiliyor olmasına rağmen, son 10 yılda Everton kulübünden yolu geçmiş olan bir çok önemli oyuncudan maximum verimi almayı başarmış, birçok karlı oyuncu satışı gerçekleştirmiş, bunun yanı sıra her sezon ligi, bütçeye oranla iyi bir noktada bitirmiştir. Eğer Everton yöneticileri kulüp vizyonunu değiştirmeye karar verip, kulübe ek gelirler kazandırarak kulübün Avrupa çapında bir takıma dönüşmesini sağlayabilirlerse, Moyes de daha iyi oyuncularla, Premier Lig ve UEFA Şampiyonlar Ligi yarışını zorlayabilir.İngiliz Roy Hodgson'ın kovulmasıyla, Liverpool'un yeni patronu olan İskoç efsanesi Kenny Dalglish de, göreve geldiği kısa süre içerisinde yapılıp yapılabilecek en olumlu işlere imza atıyor. Anfield Road'daki skandal saha skorları iyiye gitmeye başladığı gibi, sürekli sakatlandığı için uzun maratonda bel bağlanmayacak olan İspanyol yıldız Torres'e yol veren Dalglish, o bölgeye başarıya aç ve birbirinden yetenekli oyuncular aldı; Luis Suarez ve Andy Carroll artık KOP tribünü için ter dökecekler. Dalglish, takımının üzerindeki ölü toprağını atabilmek için taktiksel açıdan ve transferlerde epey gözü kara davranıyor, ki mazisinden dolayı Liverpool'da büyük kredisi olan Dalglish, bu bütünlük var olduğu sürece kalıcı ve ses getirecek başarılara imza atabilir.
Diğer İskoç menajerler Owen Coyle, Alex Mc Leish, Steve Kean'ın takımları da şu an küme düşme hattındaki ekipler değil; Blackburn Rovers, Bolton ve Birmingham kulüp tarihlerinde hep alışmış oldukları "orta sıra takımı" havasındalar. Yani, CV'si gösterişli olmayan, yeni İskoç menajerler de şimdilik iyi yoldalar gibi gözüküyor. Peki İskoç menajerler İngiltere Premier Ligi'nde parlarken, veya gelecek için ışık verirken, kendi ülkelerindeki İngiliz teknik adamlar kafa olarak neredeler?
Sürekli kulüp değiştirdiği için İngiltere'nin Hikmet Karaman'ı muamelesi gören Harry Redknapp, son yıllarda Tottenham'da oldukça iyi işler yapıyor ki, takım yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'ne katılmakla kalmayıp, gruplardan da çıkmayı başardı. İngiliz futbol menajerleri arasında şu sıralardaki tek yüz akı Redknapp gibi gözüküyor..
Futbolun beşiği olarak kabul edilen ve aynı zamanda futbol ekonomisinin en şişkin olduğu ülke olarak görülen İngiltere'nin federasyon yetkililerinin artık bir şeyleri ciddi ciddi değiştirmesi gerekiyor. Zira, milli takımın başında İtalyan teknik adam Fabio Capello, ülkenin en prestijli takımı United'ın başında İskoç Ferguson, en köklü kulüplerinden Arsenal'ın başında Fransız Wenger, parayla yaratılan takımlardan biri olan Chelsea'nin başında İtalyan Ancelotti, bir diğer parayla yaratılan takım olan Manchester City'nin başında ise Roberto Mancini, yani bir başka İtalyan bulunuyor. Olay göründüğü kadar basit değil, çünkü bu manzara, sadece buzdağının görünen kısmı !
Arsene Wenger olmasa Ada'da futbolcu yetişmeyecek gibi genel bir kanı var, ki yanlış gibi de gözükmüyor. İngiltere milli takımının son yıllardaki haline baktığınızda, Everton'da yetişip United'da büyüyen Rooney ayarında çok üst düzey bir oyuncu hala yetiştiremediler, ki o bile İrlanda kökenli!
Naklen yayın, merchandising ve stat gelirlerinin bu denli yüksek olduğu, kalitesiyle övünüldüğü İngiltere liginde yerli ve üst düzey bir teknik direktör yok, üst düzey bir futbolcu da yetiştirilemiyor, milli takımın başında da bir İtalyan var, rakip ülkeler olan İspanya, Hollanda, Fransa, Almanya ve Portekiz sürekli teknik adam ve oyuncu yetiştiriyor.. Durum böyleyken İngiliz federasyon yetkililerine yöneltmek istediğim iki soru var;
TÜRKİYE'DEN NE FARKINIZ KALDI?..
TEHLİKENİN FARKINDAMISINIZ ???..


0 Comments