19 Şubat 2011 Cumartesi

Zıpır Delikanlı Rüyalar Aleminde


Arsenal takımının zıpır delikanlısı Jack Wilshere, dokuz yaşından beri kendisini sahiplenen bu takıma şu ana kadarki en güzel hediyesini sundu. Günümüz futbol otoritelerinin “yenilmez” diye tabir ettikleri Barcelona’yı, geriye düştükleri maçta mağlup etmeyi başardılar. Şimdi niyetleri dünyanın en iyi takımının “elenebilir” bir takım olduğunu da kanıtlamak.

Jack Wilshere, 1992 yılı, 1 Ocak doğumlu. Ülkesinde zıpır delikanlı, küçük çocuk manasına gelen ‘whippersnapper’ diye lanse ediliyor. Benim aklıma ilk takılan, acaba 1 Ocak gerçek doğum yılı mı, yoksa bizim köylerdeki gibi yuvarlak hesap mı yapmışlar. İşin orasını bilemem ama bu delikanlının sahada yaptıklarına bakılırsa konuşulacak konu bu değil.  Becerikli, güçlü, çok yönlü, hızlı bir oyuncu ve daha 19 yaşında. Bütün bu meziyetlerini dünyanın en iyi takımına karşı sergiledi ve rüştünü ispatladı. Dokuz yaşında başladığı Arsenal macerası ilk meyvesini verdi diyebiliriz. Wenger’in gözetiminde İngiliz-Fransız karışımı bir futbol terbiyesi alan, 16 yaşından 256 gün almışken ilk lig maçına 2008 Eylül’ünde çıkarak Arsenal’in en genç lig futbolcusu unvanını kazanan bu zıpır delikanlı, bundan sonra gündemleri bir hayli meşgul edeceğe benziyor. İlk benzetmeler yapılmaya başladı bile. Xavi, Iniesta karşımı bir oyun tarzına benzetiyorlar. Hani eskiler Trabzonsporlu Ünal’ı bilirler. Bence ona çok benziyor. Bıyıkları çıksın hele, siz de benzeteceksiniz!

Barcelona maçlarını izlemek her zaman zevkli olmuştur. Ama Arsenal-Barcelona maçı iki asil dövüşçünün mücadelesi gibiydi. İki korkusuz şövalye kılıçlarını çekmiş şekilde ölesiye savaştılar. Bundan en çok nemalanan ise bizim göz zevkimizdi. Arsene Wenger, hafta başındaki ilk idmanda oyuncularını toplayıp geçen yılki Inter maçını izlettikten sonra futbolcularıyla beraber bir karara varmış. Inter gibi defans yapamayacaklarına göre kendi oyunlarını oynamayı tercih etmişler. Tıpkı çivi çiviyi söker misalinde olduğu gibi. Barçalı oyunculara yönelik aşırı tedbirler alıp, onları oynatmamak üzere bir plan kurmaktansa, onları normal bir rakip gibi düşünüp kendi oyunlarını oynamayı öncelik haline getirmek bence akıl karı. Bugüne kadar hangi takım Barcelona’ya karşı savunma yapmaya kalktıysa beceremedi. Geçen yılın Inter’ini bir istisna sayıyorum tabii ki. Arsenal çıktı, kendi oyununu oynadı ve kazandı. Yediğinden çok gol attı. Olayın özeti budur.

Oyunda en göze batan oyuncu elbette ki Wilshere idi. Robin van Persie durdu, durdu öyle bir gol attı ki; Victor Valdes kendini ne kadar suçlasa azdır. Arsenal’in ikinci golünde Arshavin’in düzgün vuruşu kadar Fabregas’ın Nasri’ye attığı mükemmel pas ve Nasri’nin de boştaki Arshavin’i görmesi takdire değerdi. Koskoca Lionel Messi bu önemli maçta epey pozisyon harcadı. Maç rakip Barcelona olmasına rağmen ortada geçti ve gülen taraf şanslı şekilde Arsenal oldu. Ama Nou Camp’taki maç için şimdiden bile bizi heyecan sarmış durumda. Televizyon başına kurulup Arsenal rüyasının gerçeğe dönüşmesini bekleyeceğiz veya Messi-Xavi-Iniesta ağabeyler bizi bu rüyadan uyandıracak. Yaşayıp göreceğiz. 
Tuncay TAŞKIN

Share this


0 Comments