Yedek Kulübesinde Bile Gördüm!
Başlığı okuduğunuzda akıllara belki ilk olarak o malum GSM operatörü geliyor olabilir. Fakat sanılanın aksine, bu yazı bench'teki moda ikonlarıyla ilgili...
"Futbol asla sadece futbol değildir" demiş Simon Kuper, dolayısıyla biz de futbolun biraz magazinsel yönüyle ilgilenebiliriz..
Son dönemde dünya futbolunda bilindiği gibi futbolcular kadar, teknik adamlar da yıldızlaştırılıyor. Gerek medya, gerek milyonlarca futbolsever bazı teknik adamların, Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi kadar popülerite sahibi olduğunu anlamamızdaki baş etkenler..
Teknik adamların son yıllarda bu kadar popüler olmalarını sağlayan başlıca nedenler ise, taktik başarının yanı sıra sonucu elde etmeleri kadar, yaptıkları sponsorluk anlaşmaları ve sahip oldukları image-maker'lar.. Kısacası, futbolun içindeki bu zümrede bile başlı başına bir endüstri dönmekte diyebiliriz!
Bu akımın öncüsü olarak şüphesiz Real Madrid'in teknik patronu Jose Mourinho'yu gösterebiliriz. Zira, Portekizli taktisyenin ismi dünyada ilk duyulmaya başlandığında, Porto önce UEFA kupasını, sonraki sezon da UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmıştı. Porto'da da o dönem Deco ve Carvalho gibi ilerde süper kulüplerde forma giyecek kadar iyi oyuncular bulunsa da, popülarite açısından bir Messi veya bir Ronaldo yoktu diyebiliriz. İşte o anda, kenarda kibirli gülümseyişi ve uzun pardesüsüyle Jose Mourinho belirdi. Mourinho o dönem meslektaşları arasında sahip olduğu kibirin yanı sıra, karizması ve giyim-kuşamıyla da ön plana çıktığı için, o süreç hiç bitmeyecekmişçesine uzun sürdü. Reklama gireceği için adını sayamayacağım giyim, banka, araba ve hatta cep telefonu reklamlarında boy gösterdi. Ve futbol endüstrisi bununla beraber biraz daha şişirilmiş oldu. Zira, artık teknik adamlar üzerinden de reklam yapılabiliyor, milyonlarca Euro para kazanılabiliyordu. Mourinho'nun kulübedeki şıklığı, meslektaşlarının da benzer şekilde giyinmelerine, ve benzeri sponsorluk anlaşmaları yapmalarının önünü açtı..
Nasıl mı?
Şu sıralarda Inter'in başında olan Leonardo için de farklı bir durum yok. Maç bittikten sonra, "Hollywood'daki Oscar törenlerine gelir misin" diye sorsan, muhtemelen üstündekileri değiştirmeye gerek duymadan uçağa atlar. Milano'nun dünyanın moda merkezlerinden biri olduğunu da düşündüğümüzde, maç sırasında, sahada mücadele eden Interli oyunculardan çok, Leonardo'nun yüzünde flaşlar patlıyor olması muhtemel!
İngiltere Premier Ligi'ndeki "büyük başlar" olarak tabir edebileceğimiz Manchester United ve Arsenal'ın başındaki Ferguson ve Wenger hala o şişik spor montları giyedursunlar, Chelsea'nin başındaki Carlo Ancelotti ve hemşehrisi olan Manchester City menajeri Roberto Mancini de her hafta "haftanın şıkı" ödülüne aday denilebilir. Ada'da çalışan bir diğer İtalyan teknik adam olan Fabio Capello da vatandaşları Mancini ve Ancelotti'nin yanı sıra, yıllardır iyi giyiniyor olmasıyla tanınan teknik adamlardan..
Jose Mourinho'nun şampiyonluk savaşı verdiği FC Barcelona'nın genç teknik direktörü Pep Guardiola da gerek spor, gerek takım elbise seçimleriyle takdir edilen bir teknik adam. İspanyol medyasında bu konuyla ilgili çok konuşulacak bir haber de yapılmadı değil. Guardiola'nın fantastik bir takıma sahip olmasına rağmen, her maçın en az 70-75 dakikasını taç çizgisi kenarında dikilerek geçiriyor olması, "giydiği takım elbisenin markası tarafından belirlenmiş özel bir anlaşma olabilir mi" diye yorumlandı, ve çokça tartışıldı.
Iberya yarımadasında Mourinho ve Guardiola'nın yanı sıra karizması ve giyim-kuşamıyla dikkat çeken iki teknik adam daha var. Bunlardan birincisi, son olarak Atletico Madrid'e UEFA kupası ve Süper Kupa'yı kazandıran Quique Sanchez Flores.. O da yıllardır, Valencia olsun, Atletico Madrid olsun, çalıştırdığı takımların başında sahaya çıkarken, beyaz gömleği üzerine siyah pardesüsünü giyip, siyah şalını boynuna bağlamayı ihmal etmeyen, bu konuda belli bir istikrar yakalamış gibi gözüken teknik adamlardan..
İspanya topraklarından çıkıp, Portekiz topraklarına baktığımızda ise, gerek genç yaşı, gerek yakışıklı olarak değerlendirebileceğimiz yüz hatlarına sahip olması, en çok da erken yaşta yakaladığı çıkışla Andre Villas Boas dikkatleri çekiyor. O da hem günümüzde, hem de ileride kariyeri kadar giydikleriyle de konuşulacağa benziyor.
Takım elbiseler, reklamlar, cep telefonları, bankalar ve bunlar gibi nice sektörün devleri, yeşil sahalarımızın tam içine kadar olmasa bile, yedek kulübemize kadar girdiler diyebiliriz. Bundan hoşnut olan da olabilir, olmayan da. Futbol ekonomisinin şişirilebilmesi için belki de gerekli olan buydu, bu yüzden bu konuyu tartışırken bireyler veya otoriteler arasında epey fikir ayrılıkları yaşanabilir..
Başarısızlığın, kalecinin kafasındaki jöleye bağlandığı yurdumuzda, Mourinho, Guardiola veya Leonardo gibi teknik adamların ülkemizde çalışmıyor olmaları tam isabet olmuş gibi gözüküyor. Zira, Del Bosqué ve Rijkaard gibi onları da öğütebilirdik, Allah korumuş!
Üst üste alınabilecek 2 olumsuz skordan sonra, Mourinho pardesüsünün omzunu silkmekten, oyuna müdahale edemiyor diyebilecek çok fazla skor(!) yazarımız, ve bunlara prim tanıyan bir medyamız var.
Futbol ekonomisinin bu denli şişirilmesi ileride nelere gebe olur, bunu şimdiden görebilmek çok zor, fakat saçlarını fönletip, ellerine nemlendirici krem sürerek maça çıkan futbolcular nasıl futbolun içindeki bir renk olarak görülüyorsa, kenardaki teknik adamların da iyi giyiniyor olmaları ve fit gözükmeleri de aynı şekilde futbolun içinde bir renk olarak görülebilir.




0 Comments