28 Aralık 2010 Salı

Katalunya'da sahne ve kulis !


Başlığı yadırgamayın. Gidip görenler bilir, Barcelona'da tiyatrolar  önemli bir yere sahiptir. Plajların, sangrianın, çılgın gece hayatının, ticaretin,mimarinin, sanatın, tarihin ve sporun iç içe yaşadığı en büyük metropol hiç şüphesiz Barcelona...

Doğu İspanya'da bulunan Katalunya'nın başkenti olarak görülen bu enfes şehrin, dünyaya açılan en büyük kapısı ise, tahmin edebileceğiniz gibi FC Barcelona. Son dönemde oynadıkları oyun, attıkları goller ve sahip oldukları yıldız futbolcularla gündemde olsalar da, şu an vitrinde olan "güzel ürün" aslında 35 yıllık bir emeğin veya planlamanın yansıması olarak değerlendirilmeli. 35 yılın anlamı ise, pek tabi ki Johan Cruyff'un Ajax'tan Barca'ya imza attığı günden, bugünlere kadar geçmiş uzunca bir süre olması haricinde, bu sürenin altyapı, oyun felsefesi ve kulüp geleneklerine bağlı olarak geçmiş olması. 

La Masia, yani Barca'nın altyapı akademisi bugüne kadar, dünya futboluna sayısız oyuncu kazandırdı. Son dönemde, Puyol, Xavi, Piqué, Messi, Iniesta, Valdes ve Busquets şu sıralarda takımda sürekli oynuyor olsalar da, Giovani dos Santos, Gai Asulin, Cesc Fabregas gibi genç oyuncular da kulüpte geleceği olmadıkları düşünüldüğü veya elden kaçırıldıkları için farklı kulüplerde futbol hayatlarını sürdürüyorlar. Fakat çarpıcı olan şu ki, kulüp geride kalan son 7 yıl içerisinde Avrupa'nın en fazla izlenen futbol takımı olmasının yanı sıra, 2000'li yıllar öncesinden kalan devasa borç yükünün altından da büyük oranda kalktı. 
2003-2010 yılları arasında Barca'nın başkanlığını yapan ve kulübün futbol şubesini sportif anlamda şaha kaldıran Joan Laporta ve yönetimi, göreve ilk geldiğinde önce 2002 dünya kupasının en başarılı kalecisi olarak gösterilen Rüştü ve Brezilya'lı şovmen Ronaldinho'yu takıma kazandırdı. Taraftarlar bu imzaların coşkusunu yaşarken, eldeki maaşı yüksek olan fakat takıma katkı sağlayamayan oyuncuları diğer kulüplere kiralayarak, mevcut borcun daha da artmasına engel olundu. Bu sırada, kulübün onursal üyelerinden ve her Barca başkanının akıl hocası olarak bilinen Johan Cruyff'un tavsiyesiyle, Guus Hiddink'ten vazgeçilip, yerine Sparta Rotterdam'a küme düşürmüş olan Frank Rijkaard göreve getirildi.

Ilk aylar saha skorları açısından kabus gibi geçmiş, Boixes Nois Laporta'yı Rijkaard'ı kovması için ölümle tehdit etmişti. Bunlara kulak asılmayıp, Ocak ayında Albertini gibi maliyeti düşük fakat verimi yüksek oyuncular kiralanarak ligin 2. yarısında takıma ciddi bir ivme kazandırıldı. Kulüp şampiyon olamasa da sezonu şampiyonlar ligine gitme hakkı kazanarak kapattı. Sonrasında ise, Larsson ve Deco gibi tecrübeli, oyun zekası yüksek oyuncular transfer edildi. Böylece takım daha da güçlendi. Aşı öyle bir tutmuştu ki, Barca durdurulamaz bir takım oldu. Her maç 4 veya 5 farklı neticelerin yanı sıra, sahada ciddi bir şov izleten Barca, 2006'da UEFA Şampiyonlar Ligi kupasını da müzesine götürdükten sonra, o yaz takımın ve dünyanın yıldızı olan Ronaldinho'daki ciddi form düşüklüğü, küme düşürülen Juventus'tan bedelsiz olarak gelen Zambrotta ve Thuram'ın beklentileri karşılayamaması derken, o sezonun hüsranla kapanmasına ve Rijkaard'la Ronaldinho'nun kulüpten gönderilmesiyle sonuçlandı...

Bu kritik virajda, teknik direktörlük için Jose Mourinho ve Guus Hiddink isimlerini gündemine alan Laporta yönetimi, sürpriz bir şekilde B takımın teknik direktörlüğünü yapan Josep Guardiola'yı göreve getirdi, ki bu hamle İspanya'da büyük spekülasyon yarattı. Guardiola'yla beraber, oyuncu kadrosunda da bir kan değişimi gerektiğine inanan Laporta, Pique'yi yuvaya döndürüp, Keita ve Daniel Alves gibi La Liga'nın en formda oyuncularına imza attırdı. Guardiola'nın gönderilsin raporu verdiği Eto'o ise takımda 1 sezon daha kaldı. Ronaldinho-Rijkaard-Etoo arasındaki ciddi problemlerden bunalan yönetim, yapmış olduğu kan değişikliğine Etoo'yu takımda tutarak aldıkları riskin büyümesine izin vermediler. Bu dönemde tüm dünyanın hayranlıkla izlediği genç yetenek Leo Messi'nin yanına mevcut star Thierry Henry ve gol makinası Etoo'yu monte eden Guardiola, ilk sezonunda 6 kupayı birden kulüp müzesine götürerek bir dünya rekoru kırdı. Kırılan rekorun yanı sıra, sahada oynanan futbol, Rijkaard dönemindekinden bile efektiv bir oyundur ki, bunun örneklerini hala her hafta izlemekteyiz.
Guardiola'nın ilk sezonu mükemmelden de öte bir şekilde geçip gittikten sonra, Joan Laporta, bir sonraki kongrede başkanlığa aday olmayacağını açıkladı ve en güçlü aday olarak Laporta'nın eski yöneticilerinden Sandro Rosell bayrağı devraldı. Laporta'nın başkanlığında "kulübü tek başına diktatör gibi yönetiyor" gerekçesiyle istifasını veren Rosell, başkanlık koltuğuna oturduğu ilk gün, Laporta'nın kulübü 70 milyon euro civarında borçla bıraktığını bildirirken, David Villa da Laporta'nın son transferi olarak 2010 yazında Barcelona kadrosuna dahil edildi.

Şu sıralarda Guardiola, ısrarla uzun süreli kontratlar imzalamayacağını, ve kariyerinin tamamını Barcelona'nın başında geçirmeyeceğini vurgulasa da, Rosell ona uzun süreli bir kontrat önermek için varını yoğunu ortaya koyacak gibi gözüküyor. Bir diğer yandan da yeni başkan ciddi baskılarla yüzleşmiş durumda. Neden derseniz, göreve gelir gelmez "Cruyff'a neden onur madalyası verildi, anlamış değilim"  diyerek Hollanda'lı futbol adamının madalyayı ertesi gün kulübe iade etmesine ve bundan dolayı da ne kadar kırgın olduğunu dile getirmesine sebebiyet vermişti. Barcelona tarihinde, kulübün formasına reklam alan ilk başkan olarak tarihe geçen Rosell, 5 yıl için Qatar Foundation, yani Katar Vakfı'ndan 160 milyon euro civarında bir gelir elde ettiklerini açıkladı. Fakat bununla beraber Rosell çok ciddi bir suçlamayla karşı karşıya kaldı. 2022 dünya kupası finallerine ev sahipliği yapmak için, Arjantin futbol federasyonundan da oy alabilmek adına, Arjantin'e 78 milyon euro gibi bir para aktardığı iddia edilen Katar'lıların, Barcelona formasına verilen reklam için ödenecek olan 160 milyon euro'nun da 2022 dünya kupası finallerini düzenleyebilmek için gereken bazı oyları finanse ettiği iddialar arasında. Tabii ki bu iddianın da ilk muhatabı sayın Rosell gibi gözüküyor. Joan Laporta başkanlığında kurulmuş ve başkan kim olursa olsun sonsuza dek Katalan kulübünün içinde bulunacak olan "derin Barcelona" şimdilik bu iddialara yanıt vermiyor gibi gözükse de,  pek yakında bu konuyla alakalı bir skandal patlak verebilir. Hele ki saha skorları da günün birinde kötü gitmeye başlarsa, Rosell'in başı daha çok ağrıyacağa benziyor.


İşte Barcelona'nın çiçeklerle dolu bahçesi, işte Barcelona'nın içindeki kulisler... Bu takım şu an bu kadar sıradışı bir futbol oynayıp, bu kadar sorunsuz bir şekilde yoluna devam ederken, her şeyin böylesine bir pamuk ipliğine bağlı olması da Barca taraftarlarını endişelendiriyor olsa gerek...

Share this


9 Comments
avatar

Laporta'nin baskanligi birakmasinin ardindan ortaya cikan yolsuzluklari ve ibraz edilmemesine hic deginmemissin. Yeni baskan Barca formasina reklam almayi kendi tercihi olarak yapmadigini Laporta'nin geride biraktigi borc enkazini kapatabilmek icin bu reklami almalari gerektigini soyledi. Laporta belki bu takimi olusturdu, basarilar elde etti ama kulubu cok kotu yonetti. Adnan Polat'in tam tersi gibi bir sey...

Reply
avatar

Son 10 sezon özeti güzel ama olay ne, tiyatro neresindeki bunun?

Reply
avatar

Laporta pekala tekrar seçime girebilirdi, girse de rakip tanımadan kazanırdı. aday olmamasına gerekçe de gösterdi zaten, katalunya'nın özerk bölge olark değil, bir devlet olarak tanınması için bundan sonra mesai harcıycağını, kulübü de sportif açıdan en üst seviyede bıraktığını söyledi.
Ayrıca, Rosell'in iddia ettiği 70 küsür milyon euro'luk borç, Laporta gelmeden önce yüzlerce milyon euro'ydu. Rosell'in bundan bahsetmemesi de gayet doğal, çünkü şuan 110 yıllık kulüp tarihinin en başarılı başkanı Laporta. Ve bıraktığı miras da göz kamaştırıcak cinsten, Laporta'nın başardıklarını unutturabilmek için bir yerden başlaması gerekiyodu, Rosell de bunu yapıyor işte..

Reply
avatar

tiyatro neresinde dersen, 5-6 yıldır kulüp maddi açıdan zaten borç batağında değil, 160m euro'luk bir anlaşma yapılmadan da aynı şekilde devam edilebilirdi. hiç gerkli olmadığı halde, şaibeli bir para uğruna 110 yıllık ciddi bir geleneği yok etmek, sonu bilinmeyen bir tiyatro oyunundan farksız. Ki bu da şahsi görüşümdür.

Reply
avatar

Laporta'nın başkanlığındaki Barca'nın borç yükü bıraktığını tüm dünya medyası kabul ederken sizin reddetmeniz ilginç!

Reply
avatar

Hala Madrid Ole

Reply
avatar

Fuat bey, kimse borç yok demiyor ki zaten.. eskiden, figo'yu dönemin dünya rekoru olarak kabul edilebilebilecek bir paraya satmasına rağmen, hala yüzlerce milyon borç ödemek durumunda kalmış olan Barca'nın, yakaladığı süper çıkışın yanında, üç haneli rakamlar yerine 70milyon euro gibi bir borcu olması bence gayet normal. zira, manchester united, chelsea ve liverpool'un toplam borcunun 1milyar euro'ya yakın olduğu söylenir. bunca başarının yanında, 70milyon euro, Barca veya o ayardaki kulüpler için eyvah dedirtecek bir rakam değil.

Reply
avatar

siz barca'nın borcunun 70 milyon euro olduğunu mu sanıyorsunuz ciddi ciddi :) ispanya basınını takip edin bence... örneğin AS gazetesi.

Reply
avatar

As gazetesi Madrid yanlısıdır, tıpkı Marca gibi.. Barca'yla ilgili gerçeklik değeri nispeten yüksek haber okumayı arzu ederseniz, el mundo deportivo veya sport'u tavsiye ederim..
rakamlara gelince, son genel kurulda bahsedilen rakamlar, Barca'nın 2009'da 570 milyon euro'luk bir gelirinin olduğu, borçlarla beraber toplam giderin ise 650 milyon euro'ya yakın olduğu..
Aydınlatabildiysem sevindim..

Reply