Sahada Artık Sendika Var!
Yitirdiğimiz değerlere serzenişte bulunurken sıkça kullandığımız güzel bir deyim var "Nerede o eski zamanlar." Günümüzde spor anlayışı da öyle değil mi?
Bireyler ve toplumlar arasında sağlık, mutluluk, dostluk, paylaşım, zevk olarak yapılmaya başlanan spor, günümüzde bu özelliğini neredeyse tamamıyla yitirmiş bulunuyor. Spor artık ne bir 'oyun' ne de sporcular 'oyuncu'.
Endüstrileşen spor anlayışı hem sporu hem de oyuncuları hızla tüketmekte. Bu durum uzun yıllardır sendikal çalışmanın olmadığı spor alanında daha da vahim. Oyuncular sendikasız, iş güvencesiz, toplu iş sözleşmesiz, grevsiz çalışmak zorunda.
Ancak manzara değişmeye başlıyor.
Artık Türkiye’de spor emekçilerinin de bir sendikası var. Aktif futbolculuk yaşamı ve sonrasında endüstriyel spor anlayışına karşı direnişini sürdüren Metin Kurt’un öncülüğünde kurulan, Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası(Spor Emek-Sen) spordaki sömürü düzenine karşı sendikal mücadeleyi başlattı. Peki, son dönemlerde gittikçe sıcaklaşan sosyal hareketlenmelerde bu yapılanma neleri hedefliyor?
DİSK bünyesinde kurulan sendika, spor emekçilerine yönelik özel bir spor iş yasasının çıkarılması, teknik direktör, antrenör, masör, malzemeci, hakem, gözlemci, saha komiseri gibi tüm spor emekçilerinin sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer almasını hedefliyor. Acil hedefleri arasında lisanslı tüm sporcuların sendikalı olması, sporcuların toplu sözleşmeli ve grev hakkı var. Sendikanın 1. Olağan Genel Kurulu kararına göre “Artık spor alanları, spor patronlarının ve spor baronlarının insafına terk edilmeyecektir.”
Bilinen manzaraya bakalım.
Türkiye’de sporcu ve futbolcu denince akla, bir eli yağda diğer eli balda, yüzme havuzlu villalarda oturan, son model otomobillere binen, medyatik, güzel mankenlerin peşinden koşan kişiler akla geliyor. Bu manzara yazılı ve görsel medya tarafından sürekli pompalanıyor. Oysa on binlerce sporcunun yaşadığı manzara bilinenin tam zıttı.
Buzdağının üstündekileri 'tavandaki bir avuç azınlık' olduğunu vurgulayan Metin Kurt “taban, gelecekleri patronların iki dudağı arasında olan, sömürüye açık geniş bir kesim” saptamasında bulunuyor. Kurt “amaç, devasa spor sektörünün sesi çıkmayan, tabanda yer alan bu spor emekçilerini örgütlemek. Böylece sporcuların alınıp satılan, kiralanan bir mal olmaktan çıkarılarak özgür birer sporcu olmaları sağlanacak” görüşünde.
Futbolda başkan ve yöneticilerin kulüpleri kendilerine borçlandırarak uzun yıllar yöneticilik yapıyor ve sporculara da istedikleri gibi davranabiliyorlar. Örneğin, sporcunun sözleşmesinin son seneye girildiğinde kulüp “ya sözleşmeni bizim istediğimiz şartlarda uzat ya da seni oynatmayız” dayatmasında bulunuyor. İşte bu noktada Kurt'un özellikle vurguladığı neden sendikalaşmak gerektiğinin yanıtı da ortaya çıkıyor. “Örgütsüz sporcu, bu duruma katlanmak zorunda kalıyor. Spor iş yasasının çıkarılmasıyla, emeğin en yüce değer olduğu gerçeğiyle, ‘sözleşmeli ama sosyal güvencesiz’ olarak nitelendirdiği sporcuların da birer emekçi olarak, ister amatör olsun ister profesyonel olsun tüm sporcuların sosyal güvenlik hakları olduğu ve tüm sporcuların acilen sosyal güvenlik sistemi içine alınmalıdır” diyor Kurt ve ekliyor: “Bu mücadelenin bütün branşların kendi sendikasını kurmasının kapısını açacağını, spordaki bu örgütlenmenin bir model olarak toplumsal muhalefetin gelişmesine katkıda bulunacaktır.”
Biz de” ters köşe” ailesi olarak, Metin Ağabey'i ve arkadaşlarını selamlıyoruz. Biliyoruz ki sizin kavganız bizim kavgamızdır.
Çizgi Metin’in Direnişi
“Halka en yakın yer neresi? Çizgi. Ben de çizgide beklerdim. Antrenör ve yöneticilerin olduğu tarafta oynamayı sevmiyordum. Kapalının önünde oynamak için bir devre sol açık, bir devre sağ açık oynardım” sözleriyle açıklıyor “Çizgi Metin” lakabını.
1948 İstanbul doğumlu Metin Kurt, Alibeyköy’de başladığı futbol hayatına sırasıyla Adalet Spor, Altay ve PTT kulüplerinde devam etti. Başarılı futboluyla kısa sürede dikkat çekerek Galatasaray’a transfer oldu.1970-1973 yılları arasında 3 yıl üst üste gelen şampiyonlukta büyük pay sahibiydi. Ancak siyasi görüşleri, sömürüye karşı yürekli çıkışları ve sporun emek boyutunu sorgulaması sebebiyle dışlandı. Aktif futbol hayatını noktaladıktan sonra düşüncelerini gazete ve dergilerdeki yazılarıyla sürdüren, Metin Kurt’un endüstriyel futbola karşı mücadelesinde sıra şimdi sendikal mücadelede:
“Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor. Futbolu oyun olarak severiz ancak bugün kullanılış şekliyle sevmemiz kendi kalemize gol atmak anlamındadır. Devrimciler hiçbir zaman spora karşı olmadı. Sporun içinde her zaman yer aldılar ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar. Futbolda bizlerin boşalttığı alanları başkaları doldurdu. Futbolu bir uyuşturucu haline getiren sistem yerine futbolun kendisini mahkum ettik. Hayatın içinde kim çoksa tribünlerde de o çok olacaktır. Endüstriyel futbola karşıysak ona su taşıyan değirmende su damlası olmamalıyız."


2 Comments
Ellerine sağlık Hakan Aytaç.
ReplyYaşantısı, duruşu ve mücadelesiyle spor tarihimizin unutulmazları arasında çoktan yer alan Metin Kurt iyi ki varsın.
Reply